Sevgili Dostlar,
Bütün insanlar özgür; onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. İnsanlar doğdukları
andan itibaren eşit ve birdirler. Irk, din, cinsiyet, renk, dil ve siyasal görüş,
sosyal ya da ulusal köken farklılıklarını ileri sürerek birbirleri üzerinde baskı
kurmaları ve ayrımcılık yapmaları eşitlik ve birlik düşüncesine aykırıdır. Yaşamak,
özgürlük ve kişisel güvenlik herkesin hakkıdır.
İnsanlığın tarih içinde yaşamış olduğu olumsuz deneyimlerden yola çıkarak Birleşmiş
Milletler Genel Kurulu’nun kararıyla kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin
ilk üç maddesi bu kavramlardan oluşur. Ancak bu bildirgeye ters düşen davranış ve
uygulamalar bugün yine Birleşmiş Milletleri oluşturan bazı ülkeler tarafından yapılmaktadır.
Birleşmiş Milletler de bu uygulamalara adeta zemin hazırlamaktadır.
İçinde bulunduğumuz bu koşullarda insanlığı oluşturan farklılıkların ayrımcılık
yaratacak şekilde doğrudan ya da dolaylı olarak öne çıkartılması ve bunun ‘sivilleşmenin’
olmazsa olmaz kuralı olarak sunulması
ise İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin
ruhuna, temel kabullerine kökten aykırı bir nitelik taşımaktadır.
Bu olumsuz yönelimi doğru yerden bakarak ve algılayarak ele almak gerekmektedir.
Algılamamızdaki en ufak bir eksiklik, yerel, kültürel, ırksal ve giderek biyolojik
özelliklere kadar inebilecek farklılıkları ön plana çıkarttıracak ve bu ayrıştırmaları
keskinleştirme çalışmaları durdurulamaz hale gelecektir.
Geçmişte ve bugün dünyada birçok ülke, ‘demokrasi’ adına dayatılan bu
ayrıştırmaların dramatik sonuçlarıyla karşılaştı ve ne yazık ki çok acı ve kanlı
bir şekilde yaşamaya da devam ediyor.
Ortaya çıkan bu tablo karşısında bize düşen görev ve sorumluluk, ülkemizde bir ulus
olarak yaşadığımız bu topraklardaki tüm farklılıkları, bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da zenginleştirici, bağımsızlığımız ve ülkemizin ilerlemesi yolunda
birleştirici, geliştirici dinamik bir unsur olarak görmek ve kabul etmektir.
Uğur Mumcu 1992 tarihli bir yazısında “Bugün dünyada yaşanan dinsel ve etnik
kökenli kargaşalar Mustafa Kemal ve arkadaşlarının ne kadar haklı olduğunu ortaya koyuyor. Bugün Kuvayı Milliyeci olmak; halkı sivil örgütler ve partiler eliyle örgütlemek
ve bütün etnik gruplar arasında ayrım gözetmeksizin aynı yurdun insanları olduğumuz
bilincini yerleştirmek ve bu ortak bilinç düzeyi ile çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak demektir.” diye yazmıştı.
Bizler de, bütün yılgınlık yaratma çabalarına karşın, birlikte oluşturduğumuz ve
bu yıl on üçüncüsünü gerçekleştirdiğimiz Adalet ve Demokrasi Haftası’nın alt
başlığını “ Yeniden Kuvayı Milliyeci Olmak ” diye seçerek yaratılmak
istenen bu mikro ayrışmanın ve ayrımcılığın karşısında elliyi aşkın sivil toplum
örgütü, sayısız aydın ve sanatçıyla ortak bir bilinç ve duruş sergilediğimiz için
birbirimizi kutlamalıyız.
Adalet ve gerçek demokrasi arayışımızı sürdürmeye devam edeceğiz. Gelecek yıllarda
da bu ortak davranış bilincinin devam etmesi dileğiyle, vakıf adına teşekkürlerimi
sunuyorum.
28 Şubat 2006
Vakıf Başkanı Güldal Mumcu'nun
13. Adalet ve Demokrasi Haftası sonrasında
Demokratik Kitle Örgütlerinin katılımıyla
gerçekleştirilen toplantıda yaptığı konuşma