Uğur Mumcu, öldürüldüğü güne kadar, ülkemizde yaşadığımız olayların perde arkasını,
kamuoyundan saklanmaya çalışılan gerçekleri bütün belgeleriyle ortaya koydu. Yılmadan
ve usanmadan hepimizi düşündürmeye, aydınlatmaya ve uyarmaya çalıştı.
Uğur Mumcu, Tarikat-Siyaset-Ticaret yapılanması içinde olanların, adım adım iktidarı
ele geçirme yolunda yürüdüklerini gözler önüne serdi. Yıllar önce dikkat çektiği
kişiler bugün iktidardalar.
Uğur Mumcu 1987 yılında yazdığı bir yazısında şunları söylüyordu:
“Bir üçgen bu...Ticaret, siyaset ve tarikat üçgeni...Bunlar dindarın sahtecileridir.
Zavallı yoksul Müslüman yurttaşların kanlarını emenler de bunlardır. İnanç sömürücüleridir
bunlar...
Bir yanda sahte Müslümanlar, din tacirleri, inanç sömürücüleri...Bir elleri
siyasette, öbür elleri ticarette, ayakları da tarikatlarda dolaşanlar...
Öte yandan da sahte Atatürkçüler...İşlerine geldiği sürece, bu sahte Müslümanlar
ile kol kola girip öpüşenler...Birbirlerine siyasal destek sağlayanlar...”
Bugün yaşadıklarımıza baktığımızda, örneğin El Kadı olayı, YİMPAŞ olayı, eğitimde
dinci kadrolaşma ve benzeri olaylar; Tarikat, siyaset, ticaret üçgeninin Bermuda
Şeytan Üçgeni gibi çalıştığını, Cumhuriyetin temel ilkelerini, toplumumuzun değerlerini
nasıl “sahte”leştirdiğini, göz göre göre yok edişe, ABD’nin Türkiye
için uygun gördüğünü ilan ettiği “Ilımlı İslam” modeline doğru sürüklediğini
gösteriyor. Hepimizin gözleri önünde gerçekleşmekte bütün bu olaylar.
Mustafa Kemal Atatürk 30 Ağustos 1925’te Kastamonu’da yaptığı konuşmada;
“Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler,
dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve en gerçek tarikat (yol),
medeniyet tarikatıdır (yoludur). Medeniyetin gereklerini yerine getirmek, insan
olmak için yeterlidir.” diyordu.
14. Adalet ve Demokrasi Haftası boyunca seçmiş olduğumuz Tarikat-Siyaset-Ticaret
başlığı bağlamında, ülkemizde eğitim, sağlık, hukuk, tarım, dil, siyaset alanlarını
tartışıp irdeleyerek, Türkiye Cumhuriyeti’nin şeyhler, dervişler, müritler,
mensuplar memleketi olamayacağını kararlılıkla ortaya koyduk çünkü biliyoruz ki sorgulamadan, sormadan ne medeniyet, ne adalet, ne demokrasi olur, ne de gerçeğe
ulaşılabilinir. İşte biz, bir hafta boyunca bu bilinçle ülkemizdeki demokratik direncin
en iyi örneklerinden birini sergiledik. Böyle bir işbirliğinin gerçekleşmiş olmasından
onur duymaktayız.
Bu çabalarımızın yeterli olup olmadığını hem kendimize hem de çevremize sormalı,
gereğini yılmadan ve usanmadan yerine getirmeliyiz çünkü bunun gerekliliğini en
iyi siz biliyorsunuz.
Seçmiş olduğumuz bu yolda yılmadan ilerlerken, öldürülen babalarımızı, annelerimizi,
eşlerimizi, kardeşlerimizi ve çocuklarımızı sevgi ve saygıyla bir kez daha anıyor;
onurlu, duyarlı ve bilinçli bu güçbirliğiniz için teşekkür ediyorum.
28 Şubat 2007
Vakıf Başkanı Güldal Mumcu'nun
14. Adalet ve Demokrasi Haftası sonrasında
Demokratik Kitle Örgütlerinin katılımıyla
gerçekleştirilen toplantıda yaptığı konuşma